Fırından çıkan, kenarları hafifçe yanmış köftelere bakıyor ve kulaklarıma inanamıyordum.
“Senin son kullanma tarihin geçmiş. Boşanmak istiyorum,” dedi kocam, tabağını iterek. Öyle sıradan bir cümleydi ki, sanki benzin fiyatlarına yapılan son zamdan bahsediyordu. Donup kalmıştım, kendimi tahta bir spatulayla avuturken buldum. Pencerenin kenarındaki kaktüs, bükülmüş bir dikenini yukarı doğru uzatıyordu, adeta “Senin işin bitti,” diyordu. Kırk yedi yaşındayım ve Ahmetle yirmi yılı aşkın bir hayatı paylaştık. Oğlumuz Emre, uzun zamandır başka bir şehirde üniversitede ve iki odalı evimizin kredisini neredeyse bitirmiştik. Bir anda, “son kullanma tarihi geçmiş” bir ürün gibi hissettim.
Etrafımda her şey, siyah beyaz bir eski televizyon yayını gibi donmuştu. Köftelerin yanık kısımlarına bakarak, “Bunu kurtarabilir miyim, yoksa çok mu geç?” diye düşünüyordum. Beynim, gerçekten korkunç bir şey olduğunda nasıl da küçük detaylara takılıyor.
Rutin, ilişkilerin paslanması
Bahar başından beri evde gergin bir sessizlik hâkimdi. Ahmet işten geç geliyor, hafta sonları da yeni patronunun verdiği raporlara gömülüyordu. Ben ise ofis hayatına teslim olmuştum: finansal raporlar hazırlıyor, belge dağlarını düzenliyor ve akşamları kedimiz Pamuku sevmekle yetiniyordum. Konuşmalarımız nadirdi. Sadece “Süt al gelsin,” “Kartı doldur,” “Bulaşıkları kim yıkayacak?” gibi cümleler. Ağır bir yorgunluk aramızda yüksek bir duvar örmüştü.
Emre, on dokuz yaşındaki oğlumuz, başka bir şehirde yurtta kalıyor ve nadiren görüşebiliyorduk. Ara sıra para istemek için arıyordu. Yaz tatilinde eve gelmiş, hep birlikte bir mangal yapmayı planlamıştık ama olmamıştı: ya hava kötüydü, ya da Ahmet “çok yorgundu.” Artık eşten çok komşu gibi olduğumuzu fark etmiştim.
Ve o gün, son kararı duydum: “Son kullanma tarihin geçmiş.”
Kıvılcım ve büyüyen çatışma
Gölgesi uzun zamandır üzerimize düşen boşanma, birkaç hafta önce suyunu tamamen bulandırmıştı. Mutfak lavabosu tıkanmış, bir tamirci çağırmıştım ki Ahmet birden, “Bu erkek işi, karışma,” demişti. Neden böyle dedi? Kendisi de akşamları hiçbir şey yapmazdı. Yine de, ona danışmadan hareket ettiğim için beni suçlamıştı.
Sonra, o tuhaf olay oldu: komşumuz teyze Fatma, merdivenlerde bize, “Ahmet, Aylin, evlilik yıl dönümünüzü kutlayacak mısınız?” diye sordu. Kocamla şaşkın şaşkın bakıştık yıl dönümümüz bir ay önce geçmişti ve ikimiz de unutmuştuk. Teyze Fatma, adeta bizim talihsizliğimizi anlamış gibi acıyarak baktı.
Ama bu kadar dürüst olacağını beklemiyordum:
“Boşanmak mı? Ciddi misin?”
“Ciddiyim,” dedi Ahmet, gözlerime bakmadan. “Yoruldum. Bu çok uzun sürdü.”
Anlamaya çalışma ve uyum sağlama
O geceyi, dizilerimi izlediğim eski kanepede geçirdim. Pamuk, halimi anlamış gibi ayaklarıma kıvrılıp mırıldanıyordu. Ahmeti neredeyse duy







